Kırık Çerçeve #16 | Çok sevdiğiniz arkadaşınız size o kadar bayılmıyor
İki yakın arkadaşınızdan biri sizi öyle görmüyor olabilir
Sinan, sabah onu hafifleten bir heyecanla uyandı. Bugün doğum günüydü. Yaşı artık 35 de olsa doğum günlerini çok sevmeye devam ediyordu. Hayat denilen şey zaten yeterince zordu; insan iyi hissetmek için her fırsatı değerlendirmeliydi.
Uyandıktan birkaç dakika sonra telefonu çaldı. Arayan annesiydi. Annesiyle 10 dakika konuştu. “Çok teşekkür ederim anneciğim” dedi. “Evet, beni iyi ki doğurmuşsun bence de”. Gülüştüler. Sinan sonraki saatlerde de arkadaşlarının onu aramasını bekledi. Ancak ne mesaj atan, ne arayan vardı. Morali bozulmaya başlıyordu. Nedenini kavrayamıyordu, normalde doğum günlerinde bildirimlere yetişemez olurdu.
Sonra bir anda ne olduğunu anladı: Sinan birkaç hafta önce Facebook hesabını kapatmıştı.
Konu özeti
2016’da MIT'li araştırmacılar bir deney yaptı. Hayır “Milli İstihbarat” olan değil, üniversiteden bahsediyorum. 84 kişilik bir sınıfa birkaç soru soruldu:
Kimleri “en yakın dostun” olarak görüyorsun?
Tahmin et! Onlar seni hangi klasmana yazmıştır?
Neredeyse herkes şundan emindi: Ben birini dost biliyorsam, o da beni biliyordur. Güven oranı yüzde 94’tü. Sandıklar açıldı, sonuç: Yüzde 53.
İki kankamızdan biri, bizi ‘oralara’ koymuyor.
Ve bu MIT’nin tek başına bulduğu bir sapma değil; son on yılda 92 binden fazla insanı kapsayan başka çalışmalarda da aynı oran yüzde 34 ile yüzde 53 arasında geziniyor.
Bu çevremizin bize yalan söylemesinden mi kaynaklanıyor? Yoksa “arkadaş” dediğimiz şeyin ne olduğunu yanlış mı biliyoruz?
Konu derinliği
Arkadaşlık konusuna tuhaf bir yerden gireyim: Niçin birbirimizle bu kadar çok konuşuyoruz?
Robin Dunbar, maymunların neden günün önemli kısmını birbirini tımarlayarak geçirdiğine bakarken beklenmedik bir cevap buldu. Maymunlar tımarlama işini temizlik için değil; kim kimle yakın, kim kime borçlu, kim kiminle küs belirlemek için yapıyordu. Bu parmak uçlarıyla tutulan bir defter gibiydi. Ama grup büyüdükçe günler deftere sığamadı. Yüzlerce maymunun birbirini tımarlaması “tımarhanede” bitebilirdi.
İnsan bu yüzden bir kısayol keşfetmek zorunda kaldı: Dil. Konuşmak. Dunbar, “Dedikodu, sözlü tımarlamadır” diyor.
*Teşekkürler dedikodu*
Belki dedikodu yapmak için yanıp tutuşan bir tür olmasak, bugün abuk subuk sesler çıkararak eşin dostun kıllarını tarıyor olabilirdik.
Dedikodu sırasında paylaşılan istihbaratlar da biraz bahane. Fiskosun asıl motivasyonu bilgi alışverişi değil. Yaklaşmak. İki aşaması var: (1) Arkadaşla olan yakınlık seviyesini belirlemek. (2) O yakınlığı canlı tutmak.
Peki bu oluşan ilişkiyi, arkadaşlığı nasıl tanımlamak gerekiyor? Bundan iki bin yıl önce Aristo’nun da meseleye kafayı taktığını görüyoruz. (Muhtemel bir kazık söz konusu) Ona göre arkadaşlıklar 3’e ayrılıyordu:
Faydası bitince sona eren arkadaşlıklar.
İyi vakit geçirdiğin arkadaşlar. Zevkler ve renklerle birlikte yer değiştiriyorlar.
İçten bir şekilde karşıdakinin iyiliğini istediğin arkadaşlar.
Aristo bu 3’üncü gruptaki dostları farklı bir yere koyup “başka bir benlik” diye tanımlıyordu. Gerçek arkadaşın insanın elindeki tek ayna olduğunu düşünüyordu. O aynaya bakıp nasıl bir insan olduğumuzu görüyorduk. Ama Aristo’nun 3’üncü grupla ilgili net bir çizgisi de vardı: Gerçek dostluk karşılıklı olmak ve bilinmek zorundaydı. Sen onun iyiliğini isteyeceksin, o da senin iyiliğini isteyecek. Ve biz bunu bileceğiz. MIT’nin yüzde 53’ü, aslında Aristo’nun ayrımına vardığı bu iki realitenin; dostluk ile tek taraflı niyetlerin birbirine karışmasının tezahürü.
Uzun yaşamın sırrı: İyi arkadaş
Buna iki yönden bakmak mümkün: İyiliğini istediğiniz iki kişiden biri iyiliğinizi pek umursamıyor. İyiliğini istediğiniz iki kişiden biri iyiliğinizi düşünüyor. İkinci cümleye yakın olanların daha uzun yaşadığına neredeyse eminim.
Neyse ki bilim de benim yanımda. Julianne Holt-Lunstad, 2010'da 148 ayrı çalışmayı, 308 bin insanı birleştirip baktı: Güçlü sosyal bağı olanların hayatta kalma ihtimali yüzde 50 daha yüksek. Etki sigarayı bırakmakla aynı kümede.
Bir ilginç detay: Çalışmaya göre uzun yaşamayı sağlayan etki sağda solda insan bulunmasından değil, bağların niteliğinden geliyor.
Ama bu karışıklıkları çözmek için elimizde doneler var.
Dunbar 20 yıl önce arkadaşlığı iç içe halkalar olarak çizmişti. (Yandaki açıklamalar ona değil bana ait)
En içteki 5 kişi: Cenazemizde ‘gerçekten’ ağlayacak olanlar, gece üçte arayabileceğimiz numaralar.
15 kişilik halka: Haber vermeden kapımızı çalsalar 'ne iyi yaptın da geldin' diyeceğimiz insanlar.
50 kişilik halka: Sık gördüğümüz tanıdıklar, mahalle, iş arkadaşları.
150 kişilik halka: Hayatımızda hâlâ yer tutanların son sınırı; nikaha çağırsak gelir ama altın takma ihtimali düşük.
En dıştaki kalabalık: LinkedIn’deki “bağlantılarımız”. Yıllardır tek kelime etmediğimiz Instagram arkadaşlarımız. Hikayemize kalp bastığında çok mutlu olduğumuz ama sokakta selam vermeye çekineceğimiz tipler. Sadece simasını hatırladığımız, adını koyamadığımız insanlar.
Dijital hayat, bu katmanların yapısını biraz değiştirdi. En dış halkadaki kalabalık anormal oranda genişledi. Dijital personalarımız, iç halkalardaki dostların ilgisini kıyıdaki insanların onayı ile takas etti. Dış halkalardaki insanlara ‘iç halka etiketi’ yapıştırmaya başladık.
Üç bin bağlantımız olabilir, ama taşınırken bizi arayıp ‘yardım lazım mı?’ diyecek (Ve Allahım n’olur hayır desin diye dua edecek) üç kişi hâlâ aynı üç kişi.
“Taşınırken yardım etme” örneği kafanıza yatmadıysa biraz da etimoloji diyorum. Türkçe burada İngilizcenin yapamadığı bir şey yapıyor. Kelimeyi açınca tanım içinde beliriyor. “Arkadaş”, “arka” sözcüğüne ortaklık bildiren “-daş” ekinin eklenmesiyle kurulmuş. Buradaki “arka” sırt değil; eski sözlüklerdeki karşılığı zahir, hami, yardımcı. Sıkışınca arkanda duran. Türkçe ilişkiyi hep paylaşılan şeyle adlandırıyor. Arkadaşlık bir his değil, bir iş. Türkçe, dostluğu sevgiyle değil işlevle tanımlıyor.
“Seni çok seviyorum canım arkadaşım” yetmez. Arkadaş kelimesine çarpan sevgi emek istiyor.
Arkanda duran. Emek veren.
Ortamlarda kafa açın
Peki başa dönelim: Dost bildiklerimiz bizi neden dost bilmiyor?
Statü endişesi: Çoğu zaman dostluk sandığımız şey aslında bir “niyet”. Bir kademe üsttekini, bizi takdir edip tam kendisinden görmeyeni dost belliyoruz. Statü atladığımıza kendimizi ikna etmek için o arkadaşlığın gerçek olduğuna inanmaya ihtiyacımız var.
Ayna endişesi: Dost, Aristo’nun dediği gibi başka bir benlik. Ona bakmak aynada kendimize bakmak gibi. Ama bazen bize hiç benzemeyen birini dost ilan ediyoruz çünkü aynada bizi daha iyi gösteriyor.
Kota endişesi: En soğuk ve en aritmetik olan yanıt. Hepimizin limitli kontenjanı var. Sen beni ilk 5’e koydun ama benim ilk 10’umda bile yer kalmadı. Kıymetlisin ama senden kıymetliler var.
Tüm bu gerekçeler illa olumsuz bir şey mi anlatıyor?
Aristo’ya göre gerçek dostluk çok nadir bir şey. Montaigne’in en yakın arkadaşı La Boétie 32 yaşında öldü. Montaigne yerine kimseyi koymadı, koyamadı. Kendini ‘Denemeler’e verdi. Montaigne böyle bir dostluk ona denk geldiği için kendini şanslı azınlık olarak görüyordu. “Neden?” diye soranlara şöyle dedi: “Çünkü o oydu, çünkü ben bendim.”
Dost bildiklerimizin yarısı bizi dost bilmiyor olabilir. Ama bu “arkadaşlar” bizi üzmek için değil, diğerlerini biricik yapmak için orada.
Kitap önerisi
Denemeler, Michel de Montaigne
(“Dostluk Üzerine” bölümü; çev. Sabahattin Eyüboğlu, İş Bankası Kültür Yayınları)
Yazıdaki La Boétie referansının kaynağı. Montaigne hayatında tek bir gerçek dostu olduğunu, o ölünce yerine kimseyi koyamadığını anlatır; “biricik dost”un ne demek olduğunu bundan iyi tarif eden az metin vardır. O dostluğu şöyle resmeder:
“Sözünü ettiğim dostlukta ruhlar birbirine öyle eksiksiz karışıp kaynaşır ki, kendilerini birleştiren dikişi siler, bir daha bulamazlar. Çünkü o oydu, çünkü ben bendim. Bu birleşmenin ardında, aklımın eremediği, açıklayamadığım, kaderimsi bir güç vardı sanki. Birbirimizi daha yüz yüze gelmeden arıyorduk; yalnızca adımızı duymuştuk, ama görür görmez kucaklaştık. Kalabalık bir şenlikte ilk kez karşılaştığımızda kendimizi öyle tanış, öyle bağlanmış bulduk ki, o günden sonra hiçbir şey birbirimiz kadar yakın olmadı bize.”
Video önerisi
“Can the internet buy you more friends?” Robin Dunbar
Dunbar’ın kendisi anlatıyor: 150 anlamlı arkadaşlık sınırı, en içteki 5 kişilik çekirdek, Facebook 5 bin arkadaşa izin verse de gerçek sayının 150’de takılması ve dedikodu yapma nedenlerimiz. İlk ağızdan.
Podcast önerisi
“Are Your Friends Just Not That Into You?” On Point (WBUR)
Yazının iki ucuna birden değiyor. Konuklardan biri Alex Pentland. Açılıştaki MIT çalışmasının (”Are You Your Friends’ Friend?”) yazarı. Diğeri Princeton’dan filozof Alexander Nehamas; Aristo’nun üç tür philia’sını (fayda, haz, erdem) ayrıştırıp anlatıyor.


